Günümüzde uyuşturucu, sadece bireysel bir sapma ya da polisiye bir vaka değil; devletlerin demografik yapısını, aile kurumunu ve ekonomik bağımsızlığını doğrudan hedef alan "hibrid bir savaş" aracıdır. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) verilerine göre, dünya genelinde madde kullanım oranı son 10 yılda %23 artış gösterdi.Bu sistem, konvansiyonel terörden çok daha sinsidir. Çünkü terör bir bedeni yok ederken, bağımlılık ruhu öldürüp bedeni bir suç makinesine dönüştüren, bitmek bilmeyen bir Ar-Ge ve finans döngüsü üzerine kuruludur. Bugün Türkiye, sınırlarının ötesindeki tehditler kadar, sokaklarına sızmış bu narkotik istila ile de bir varoluş mücadelesi vermektedir.
TARİH TEKERRÜR EDİYOR: BOĞAZ’DAKİ İNGİLİZ GEMİLERİ
Bugün yaşadığımız narkotik kuşatmayı anlamak için bir asır öncesine, 1920’li yılların İstanbul’una bakmak kafidir. Milli Mücadele’nin en kritik günlerinde, İngiliz işgal kuvvetleri İstanbul Boğazı’na demirledikleri gemilerle limanlarımıza bedava alkol ve zehir dolu kasalar indirmişlerdir. Amaç; direniş ruhunu kırmak, gençleri uyuşturarak cepheye gidecek iradeyi yok etmek ve bir milleti damarlarından esir almaktır. Yeşilay (Hilal-i Ahdar), işte bu "sessiz işgale" karşı bir milli refleks olarak doğmuştur. Bugün de yöntem aynıdır: Zihni ve bedeni uyuşturulmuş bir neslin, vatanını savunacak iradesi kalmaz.
Asla Bitmeyen Ar-Ge: Laboratuvardaki Katil
Klasik terörün bir ideolojisi vardır, kartellerin ise sadece "pazar payı".
Moleküler Kamuflaj: Dünya üzerinde her hafta ortalama 1 adet "Yeni Psikoaktif Madde" (NPS) keşfediliyor. Bir madde yasaklandığında, laboratuvarlar moleküler yapıyı tek bir bağ ile değiştirerek yasal boşluklardan sızıyor.
Sürekli Müşteri Döngüsü: 2024 Dünya Uyuşturucu Raporu, sentetik uyuşturucuların (Metamfetamin, Fentanil) geleneksel uyuşturucuları tahtından ettiğini gösteriyor. Terör öldürür, sentetik madde ise insanı "yaşayan bir ölü" olarak sömürür.
PİYASA İLLÜZYONU VE SINIFSAL KATLİAM
Toplumsal algıyı zehirleyen en büyük yalan şudur: "Bakın, şu ünlü isim yıllardır kullanıyor ama hâlâ sahnede, hala güzel ve bakımlı.” Bu büyük bir illüzyondur. Aradaki fark madde değil, paradır. Oysa bu zehir herkesi aynı şekilde etkilemez; yıkım yoksulda sergilenir, güçlüde kamufle edilir. Sokakta bir genç düştüğünde açlık, stres ve sahipsizlikle bedeni hızla çöker; bu çöküş çıplak ve korkutucu haliyle görünür. Ancak bir ünlü düştüğünde sistem hemen "koruma kalkanını" devreye sokar: Avukatlar; hukuku, PR ekipleri; imajı, özel doktorlar ve estetisyenler ise fiziksel çöküşü yamalar.
Acı gerçek şudur: Aynı madde farklı bedenlerde değil, farklı imkânlarda işler. Güçlüde yıkım estetikle normalleştirilip geciktirilirken; bizim çocuklarımız içinde fare zehiri, cam tozu ve tarım ilacı bulunan sentetik çöplerle İlk dozda "lağım çukuruna" itilir. Bu, bağımlılığın sınıfsal katliamıdır.
Bedenin ve Onurun Sömürüsü: Fuhuş ve Gasp
Maddeye erişim arzusu, insan onurunu yok eder. Kişi bir süre sonra artık maddeyi "keyif" için değil, yoksunluk krizinden dolayı ölmemek için alır.
Emtialaşma ve Onur İflası: Bağımlılığın en karanlık safhası, bedenin bir "takas aracına" dönüşmesidir. Maddeye ulaşmak için kendi varlığını ödeme aracı olarak kullanmaya zorlanan gençler, modern bir kölelik pazarına itilmektedir. Karteller, iradesi kırılmış bağımlıyı bir "satıcı" ya da “cinsel sömürü”nesnesi haline getirerek fuhuş bataklığını en aşağılık noktaya taşır.
Suç Sarmalı: Kişi, kendi öz değerlerini yitirdiği için evdeki televizyonu çalmakla başlayan süreç toplumun en kutsal değerlerine (mezarlık hırsızlığına kadar varan gassal suçlar) saldıracak kadar "insanlıktan çıkan "toplumsal cinnet" zinciririni oluşturur.
İdeolojik Yanılgı: Muhafazakar ve Seküler Kesimin İmtihanı
Uyuşturucu, toplumun fay hatlarını ustalıkla kullanır; inancı da ideolojiyi de araçsallaştırır.
Muhafazakâr cephede yapılan “mütedeyyin ailelerin çocukları da düştü” alayları, bir ahlaki çöküş değil, küresel sistemin başarısıdır. Uyuşturucu seccade ile meyhane masası arasında ayrım yapmaz; bu bir değer meselesi değil, reseptör meselesidir.
Seküler cephede ise madde, “özgürlük” ve “modernlik” ambalajıyla pazarlanır. Gençler özgürleştiklerini sanırken, gerçekte küresel kartellerin en ucuz ve en sadık laboratuvar deneklerine dönüştürülür.
Sonuç nettir: Ayrıştıkça korunmuyoruz; ayrıştıkça hedef oluyoruz.
“Uyuşturucu pazarının ne dini vardır ne de milleti; onun tek kutsalı arz-talep eğrisidir.”
ZİRVEDEN LAĞIMA: REZALETİN ANATOMİSİ
Gençlerimize "modernlik" veya "prestij" ambalajıyla sunulan bu yolun sonu, hiçbir zaman alkışlarla bitmez. Bugün devletin kararlı operasyonlarıyla ifşa olan o "dokunulmaz" hayatların arka odasında gördüğümüz tek bir gerçek vardır: Mutlak bir rezillik.
İtibarın İflası: Bir dönem kitlelerin hayranlık duyduğu isimlerin, tek bir doz uğruna nasıl onurlarını yitirdiklerini, iradelerinin nasıl kum torbasına döndüğünü izliyoruz.
Biyolojik İmha: O "parıltılı" bedenlerin, kimyasal zehirlerin pençesinde nasıl birer çöp konteynerine dönüştüğüne şahit oluyoruz.
Sosyal Lağım: Şaşaalı partilerin ve lüks villaların, aslında fuhuş, şantaj ve haysiyet cellatlığıyla örülü birer "sosyal lağım" olduğu artık gizlenemez bir gerçektir
Gençlere İhtar: Size uzatılan paket, sadece kanınızı değil; geleceğinizi ve şerefinizi satın almak istiyor. Bugün "cool" göründüğünü sandığınız o maddeler, yarın sizi maddeye ulaşmak için her türlü rezilliğe (hırsızlığa, beden satışına, zillete) mecbur bırakacak birer “ölüm kelepçesidir. Kartellerin Ar-Ge’si sizin sağlığınızı değil, sizi nasıl daha hızlı birer "tüketim posası" haline getireceğini hesaplar. Günün sonunda elinizde kalan tek şey, aynadaki o tanınmaz ve rezil haliniz olacaktır.
SINIR TANIMAYAN ZEHİR: ÜLKEYE NASIL GİRİYOR
Bağımlılık yapan maddeler ülkeye sadece valizlerde girmez; bir lojistik ve finans ağı üzerinden sızar.
Hibrid Tehdit: Küresel uyuşturucu rotaları, genellikle istikrarsız bölgeleri ve "gri alanları" kullanır.
Dijital Kapılar: Karanlık ağ (Dark Web) üzerinden kripto paralarla yapılan ticaret, zehri kapıya kadar getiren bir kurye sistemine dönüştü. 500 milyar dolarlık bu suç ekonomisi,kripto ve Dark Web üzerinden evlerimize sızıyor.
Limanlar ve Transit Hatlar: Tonlarca yasal ticaretin arasına gizlenen "kara para" trafiği, bu zehrin en büyük taşıyıcısıdır.
Stratejik Doktrin: Kartelin Şahdamarını Kesmek
Karteller artık parayı dijital gölgelerle yöneten finansal yapılardır. Bu döngüyü kırmak için şu operasyonel adımlar şarttır:
Kripto Takibi: Yapay zeka destekli "Narkotik-Finans" birimleri kurulmalı; paranın dijital izi sürülmeden patron bankadan indirilemez.
Varlıklara El Koyma: Şüpheli şahısların ve paravan şirketlerin mal varlıkları "terör finansmanı" kapsamında hazineye aktarılmalıdır.
İhbar Teşviki: Kartel içindeki para trafiğini ifşa edenlere el konulan miktardan yasal pay verilmesi, çöküşü hızlandıracaktır.
SONUÇ : MİLLİ GÜVENLİK VE İSTİKBAL REÇETESİ
Bugün uyuşturucuyla mücadele, sınır güvenliğinden ayrı düşünülemez. Eğer radikal adımlar atılmazsa; Türkiye 20 yıl sonra teknoloji üreten zihinler değil, uyuşturucudan felç olmuş bir nesli tedavi edecek hastane bile bulamayacaktır.
Hukuki Devrim: Uyuşturucu ticareti, "Vatana İhanet" statüsünde değerlendirilmelidir.
Siber Kalkan: Sosyal medyadaki özendirici içeriklere karşı dijital bir "demir kubbe" kurulmalı, sıfır tolerans uygulanmalıdır.
Sokaktaki Operasyonel Kararlılık: Parıltılı dünyaların maskesini düşüren operasyonlar kesintisiz devam etmelidir.
Tıbbi Seferberlik: Bağımlı gençler suçlu değil, *"kurtarılması gereken esirler"*dir. Devlet eliyle ücretsiz, devasa rehabilitasyon imkanları kurulmalıdır.
“
“Bir milleti yok etmek istiyorsanız ordularına değil, gençlerinin damarlarına saldırın."
Türkiye bu savaşı kaybetmemek zorundadır. Çünkü bu sadece bir asayiş vakası değil; topyekûn bir istiklal ve istikbal mücadelesidir!
Sinem Şahin Erdoğan | Sosyolog - Aile Danışmanı