YA İSTİKLAL YA ÖLÜM

Bir millet, yokluk içinde bile teslimiyeti reddedebilir; bağımsızlıktan asla vazgeçmeyip iradesini ve kaderini kend ielleriyle yeniden yazma kararlılığını gösterebilir. BaştaMustafa Kemal Atatürk gibi vatansever bir deha ve canını vatanı uğruna verebilecek kadar asil bir millet varken…

İşte 19 Mayıs 1919, bu iradenin yeniden doğduğu tarihtir. 19 Mayıs, Türk milletinin yeniden doğuşudur.

Mustafa Kemal Atatürk de milletiyle birlikte yeniden doğmuşbir liderdir. Ona doğum günü sorulduğunda:

“19 Mayıs benim doğum günümdür.” der. Çünkü insan sadece dünyaya geldiği gün doğmaz; insan, idealiyle, ve uğruna mücadele ettiği değerlerle de var olur. Bir millet bağımsızsavardır.

107 yıl sonra yine bir 19 Mayıs sabahı… Güneş yine farklı doğdu üzerimize bugün.

Ben de bu sabaha çok derin duygu ve düşüncelerle uyandım. Biraz hafızamızı yokladım… Zihnimin gördükleriinanılmazdı.

1914-1918 yılları arasında süren I. Dünya Savaşı’ndan yorgun, yıpranmış ve tükenmiş bir millet olarak çıkmışız. Yıllarca süren savaşın ardından 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmış; ülkemiz işgale açık hâle gelmiş, ordularımız dağıtılmıştı.

İtilaf donanmaları İstanbul’a demirlemiş, başkent baskı altında. İngilizler ve Fransızlar Güneydoğu’da ilerliyor,Antep, Urfa ve Maraş işgal edilmiş. 15 Mayıs 1919’da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilmiş.

Tablo giderek ağırlaşıyor, daha da ağırlaşacağı anlaşılıyordu.

Tam da böyle bir dönemde, herkes teslimiyeti konuşurken birkişi milletine yeniden inanmayı seçti ve Mustafa Kemal ATATÜRK, 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ileİstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıktı. 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak basmasıyla birlikte bağımsızlık savaşının ve Kurtuluş Mücadelesinin örgütlenme süreci de başlamış oluyordu.

İnsan düşünmeden edemiyor… Mustafa Kemal Samsun’a çıktığında nasıl bir duygu içindeydi?

Bir yanında işgal edilmiş topraklar, dağıtılmış ordular, toplatılmış silahlar, korkuya ve umutsuzluğa sürüklenmiş bi rhalk… Diğer yanında ise sarsılmaz bir inanç, derin bir cesaretve bağımsızlık ateşi…

Bu süreçte Mustafa Kemal Atatürk yalnızca bir lider değil, aynı zamanda cephede savaşın içinde bulunan bir komutandı. Kurtuluş savaşı cephelerindeydi.

Daha önce de I. Dünya Savaşı cephelerinde de yer almıştı. O unutulmaz tarihi emrini hatırlayacaksınız:

“Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.”

Bu söz sizce bağımsızlık, özgürlük ve vatan aşkının, bağımsızlık ruhunun en büyük göstergelerinden biri değil midir?

Bütün bu çetin mücadeleler, kökleri yüzyıllar öncesine uzanan bir ruhun devamı değil midir?

Bu, köklerimize Orta Asya’dan Mete Han‘ a kadar uzanan bağımsızlık karakterinin yansıması değil midir?

Nitekim Atatürk’ün söylediği gibi:

“Türk milletinin karakteri bağımsızlıktır.”

Bağımsızlık uğruna da bir an gözünü kırpmamış olan büyük komutan Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz sırasında Başkomutan olarak orduyu sevk ve idare etmiş, savaşın en kritik anlarında cephede yer almıştı. Sakarya Meydan Muharebesi’nde (23 Ağustos – 13 Eylül 1921) yaralanmış; ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “Gazi” unvanı verilmiştir ATATÜRK´ e.

Yanlış okumadınız…

Meclis.

Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de açılmıştı. Yani ülkemiz işgal altındayken, savaşlar devam ederken bile millet adına karar veren bir halk meclisi kurulmuştu. Millet egemenliği, en zor zamanlarda bile öncelik olarak görülmüştü.

Bir bakıma teslim olmuş bir imparatorluğu niçinden, ATATÜRK liderliğinde bu yok oluşu kabul etmeyen nir inançla yeni bir ülke inşa ediliyordu.

Bütün bunları anlatırken hafızamızı diri tutmanın ne kadar önemli olduğunu da vurgulamak gerekiyor. Çünkü bir ulusunvar oluş mücadelesini anlatırken yanlış, bilinçsiz yüzeysel yorumlar yapmamak, yanlış öğrenmemek, yanlış öğretmemek ve tepkisiz kalmamak gerekir. Okumak öğrenmek yaşamak yaşatmak gerekir. Bu bir milli duruştur,insani, vicdani, vatansever ferdi bir duruştur. Genç kuşaklarımızın da sorumluluğu bu noktada da büyüktür.

Atatürk’ün bu bayramı gençliğe armağan etmesi de tesadüf değildir. Çünkü o, bir ülkenin geleceğinin gençlerin omuzlarında yükseleceğine inanıyordu. Onları Umut, cesaret, fikir ve mücadele ruhu olarak görüyordu. Spora verdiği önemise güçlü bir milletin yalnızca fikirle değil; beden, disiplin ve ahlakla da ayakta kalacağını düşünmesindendi.

Bu yüzden 19 Mayıs, sadece geçmişte kazanılmış bi rmücadelenin hatırası gibi değil, geleceği emanet ettiği gençlere duyduğu güvenin en büyük göstergesidir. Atatürk’ün“Bütün ümidim gençliktedir.” sözü de aslında bu ruhun en güçlü ifadesidir.

Bugün 19 Mayıs…

Sadece bir tarih değil; bir milletin yeniden var oluş günü,

Bugün hafızalarım da fırtınaların kopacağı bir günü,

Bugün gençlerimizle daha fazla kucaklaşacağımız bağımsızlık, özgürlük, demokrasi, adalet, eşitlik kavram ve ideallerini tazeleyeceğimiz, bir gün.

Bugün kodlarımızı hatırlatacağımız,sağlıklı bir ruh ve sağlıklı ve güvenli bir yaşam sunabildiğimiz, refahlarını artırabilmek güzel bir gelecek oluşturma noktasında sorumluluklarımızı da kendimize hatırlatacağımız bir gün…

Kutlu olsun…

ÖZLEM ÖZDEMİR