Dünyada ve ülkemizde tarifsiz bir kötülüğün içinden geçerken,
Bizler bu karanlığın tam ortasında yürürken…
Artık sadece bakmak yetmez. Daha fazla düşünmek, daha derin hissetmek zorundayız.
Bu bir tercih değil, bir gereklilik.
Kaçış yok…
Hepimizin gördüğü gibi kötülük, bireysel sınırları çoktan aştı; örgütsel, sistemli ve çoğu zaman gözümüzün önünde büyüyen bir yapıya dönüştü.Toplumsal değerlerimizin aşındığı vicdanın merhametin giderek azaldığı bir çağda yaşıyoruz.
Peki biz ne yapıyoruz?
Toplumun, zamanla kendi içinden “canavarlar” üretebildiğini; özellikle çocukları ve kadınları hedef alan, insanlığı öğüten bir dişliye dönüşebildiğini gerçekten görebiliyor muyuz? Aslında bu kötülük görünmez değil; aksine oldukça görünür ve bunların bir bağlamı var zemini var elbette ki…
Bu defa burada farklı bir tehlikeye dikkat çekeceğim
Alışmak…
Çünkü alışmak, karanlığa alan açmaktır. Kötülük sıradanlaştığında, güzel olan ne varsa birer birer elimizden kayıp gider.
Bu yüzden direncimizi, mücadelemizi ve ışığımızı kaybetmeden güçlendirmek zorundayız.
Biliyoruz ki Kötülüğü doğuran karanlıkları ancak aydınlık yok eder.
Aydınlık arttıkça da kötülük saklanacak yer bulamayacaktır.
Unutmayalım: Kötülük en çok görünmediğinde büyür. Aydınlık ise onu görünür kılar, sorgulatır ve dönüştürür. Bu yüzden her küçük iyilik, her doğru söz, her vicdanlı duruş; sessiz kalmayan her ses, göz yummayan her bakış aslında karanlığa yakılan bir ışıktır.
Ama bir gerçeği daha unutmamak gerekir:
Kötülüğü büyüten yalnızca onu yapanlar değildir. Gören, duyan, bilen ama sessiz kalanlar da bu sürecin parçasıdır. Tanık olmak bir sorumluluktur. Çünkü sessizlik tarafsızlık değildir; görünmeyen bir onaydır.
Bu yüzden kendimize sormalıyız:
İyiliğin,doğrunun tarafında durmak zorunda değil miyiz?
Evet. Hem de her zamankinden daha fazla.
Vicdanımızı ve insani değerlerimizi gözden geçireceğiz.
Vicdan, her şeyin önünde ve üstünde olması gerekliliğini tekrar tekrar bir birlerimize hatırlatacağız. Aksi halde yönümüzü kaybederiz ve de adaleti yitiririz.
Eğer adalet; kişiye, duruma, menfaate, siyasi kanatlara göre değişiklik arz ederse, artık adalet olmaktan çıkar. Vicdanın sustuğu yerde doğru ile yanlış birbirine karışır. Ve o bulanıklık, karanlığı besler.
Unutmayalım: İnsan neyi beslerse onunla büyür.
Ve bir gün, beslediğiyle yüzleşir.
Burada bitmedi;
Mesele sadece kötülüğe karşı olmak da değil…
İyiliğin tarafında, bilinçli, kararlı ve cesur bir duruş sergileyebilmektir.
Çünkü gerçek değişim, huzur vicdan susturulmadığında başlar.
Ve belki de en büyük direnç şudur:
Kötülüğün içinden geçerken bile insan kalabilmek.
ÖZLEM ÖZDEMİR