Son yaşanan acı olay, hepimizi derinden sarstı. Bir öğretmenin, öğrencilerine zarar gelmesin diye kendini siper ederek hayatını kaybetmesi… Bu, sadece bir trajedi değil; aynı zamanda öğretmenlik mesleğinin ne kadar büyük bir fedakârlık gerektirdiğinin en çarpıcı göstergesi.

Ama burada durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Gerçekten sorun sadece okulda mı başlıyor?

Bugün toplum olarak en büyük hatalarımızdan biri, suçu tek bir yere yükleyerek rahatlamak. Oysa şiddetin kökleri çok daha derinlerde. Evde başlıyor, sokakta büyüyor, dijital dünyada besleniyor. Çocuklarımızın saatlerce maruz kaldığı içeriklere baktığımızda; şiddetin sıradanlaştırıldığını, saygının zayıflatıldığını, değerlerin aşındığını açıkça görebiliyoruz.

Ama en kritik nokta şu:
Aile.

Evet, belki de en zor ama en gerçek yüzleşme burası.

Çocuklarımızı severken, aslında onları hayata karşı zayıf bırakıyor olabilir miyiz?
Her istediğini yapmak, her hatasını görmezden gelmek, sınır koymamak… Bunlar sevgi değil, geleceğe bırakılmış sorunlardır.

“Ben yaşamadım, o yaşasın” anlayışı; kısa vadede mutluluk gibi görünse de uzun vadede sorumluluk bilmeyen bireyler yetiştiriyor. Öğretmenin verdiği nota itiraz eden, okulun disiplinini sorgulayan, otoriteyi sürekli tartışmaya açan bir yaklaşım… Çocuğa aslında neyi öğretiyor?

Şunu mu:
“Sen her zaman haklısın.”

Oysa hayat böyle değil.

Bir diğer gerçek ise yaşam alışkanlıklarımızda gizli. Kahvaltı yerine harçlık verdiğimiz, sağlıklı beslenmeyi ihmal ettiğimiz, çocukları ekranlara teslim ettiğimiz bir düzende; sadece akademik başarı beklemek ne kadar gerçekçi?

Gece geç saatlere kadar telefon başında kalan bir çocuğun, sabah derse odaklanmasını beklemek…
Kontrolsüz teknoloji kullanımını “zeka” sanmak…
Bunlar da bu tablonun sessiz ama etkili parçaları.

Unutmayalım:
Eğitim sadece okulda verilmez. Eğitim; evde başlar, okulda şekillenir, çevrede pekişir.

Öğretmen tek başına mucize yaratamaz.
Aile destek olmazsa sistem eksik kalır.
Toplum sahip çıkmazsa sonuç değişmez.

Bugün kaybettiğimiz sadece bir öğretmen değil…
Aynı zamanda ihmal ettiğimiz değerlerin acı bir yansımasıdır.

Belki de artık şunu söylemenin zamanı geldi:
Daha fazla sahiplenmeli, daha fazla sorumluluk almalıyız.

Veliler olarak çocuklarımızın hayatına gerçekten dokunmalı, sınır koymaktan korkmamalı, öğretmenle aynı dili konuşmalıyız. Çünkü bir nesli yetiştirmek; sadece okulun değil, hepimizin görevidir.

Hayatını kaybeden öğretmenimize Allah’tan rahmet, ailesine ve eğitim camiasına sabır diliyorum.

Ama asıl soru hâlâ önümüzde duruyor:
Biz bu acıdan ders alacak mıyız?

Sedat Erdem - Gazeteci