LGS’nin üzerinden yaklaşık iki hafta geçti. Sorular değerlendirildi, sınavın zorluk derecesi tartışıldı, sonuçlara ilişkin tahminler yapıldı. Kimi evlerde sevinç, kimi evlerde hayal kırıklığı ve kaygı yaşandı. Ancak bu süreçte dikkatimi en çok çeken şey, sınava yüklediğimiz anlamlar oldu. Basına bu yıl da ne yazık ki şaşkınlıkla izlediğimiz bazı ebeveyn tutumları yansıdı.

Bu tutumların zaman içinde çocuk üzerinde ortaya çıkaracağı olumsuz sonuçları düşündükçe bu vitrin sevdasından vazgeçmenin daha doğru bir yaklaşım olacağını gözler önüne sermenin şimdi tam zamanı değil midir?

LGS ne değildir?

Çocukların başarısı, ebeveyn başarısının bir uzantısı değildir.

Ebeveynin sosyal statüsünü gösteren bir sınav değildir.

Sınav sonuçları, ebeveynlerin çevresine sunacağı bir başarı belgesi değildir.

LGS nedir?

LGS , eğitim sistemimiz içinde yer alan ve öğrencilerin belirli bir süreçte edindikleri akademik bilgi ve becerileri ortaya koyabildikleri, liseye geçiş sınavıdır. Ancak bu sınav, çocuğun karakterini, kişiliğini, vicdanını, hayallerini, azmini ve potansiyelinin tamamını ölçemez. Beklenen istendik sonucun alınamaması da çocuğun değerini azaltmaz.

Unutmayalım ki çocuklar sınav sonuçlarından çok daha fazlasıdır. Onlar ebeveynlerinin vitrini değil, kendi hayatlarının öznesidir.

Her ebeveyn çocuğunun başarılı olmasını ister. Bu uğurda verilen emek, fedakarlık ve özveri son derece kıymetlidir. Verilen emeğin karşılığını beklemek de son derece doğal bir duygudur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, sınav sonucunu çocuğun değeriyle özdeşleştirmemektir.

“El alem ne der?”

“Bizi rezil ettin.”

“Onca emeğimiz boşa gitti.”

“Senden bir şey olmaz.”gibi ifadeler yalnızca öfkeyle söylenmiş cümleler olarak görülmemelidir. Televizyonlardan bazı ebeveynlerin bu söylemlerini hepimiz izleyerek şahit olduk.Bu sözler, çocuğun öz değer algısını zedeler ve zamanla çocuk, “Ben başarılıysam değerliyim, başarısızsam değersizim.” düşüncesini geliştirmek yanında ,ailesini topluma karşı zor durumda bıraktığını düşünür.Böyle bir noktadan sonra çocuk artık kendi hedefleri için de değil; başkalarının beklentilerini karşılamak, ailesini mahcup etmemek ve çevrenin onayını almak için çaba gösterir ki : Bu da kaygıyı artırır ,başarısızlık korkusunu besler ,iç motivasyonu kaybetmesine sebep olur akabinde potansiyelini de keşfetmesini engeller bu durum ,çocuğun öğrenme isteğini ve merakını azaltır, sağlıklı kişilik gelişiminin de önüne geçer.

Maalesef ki içsel bir gelişim yolculuğundan ziyade dışa bağımlı bir başarı mücadelesi içinde kalan çocuk, bu içsel yolculukta deneyimlemesi gerekli her şeyden korku duyar.Düşünün korku duvarları içinde iyilik halinin istendik şekilde olabilceğini nasıl düşünebiliriz.

O sebepten ne mi yapmalıyız ? Şimdilik şunları yapalım.

Çocuklara her koşulda sevildiklerini, kabul gördüklerini ve değerli olduklarını hissettirelim bu onlarda sağlıklı bir öz değer duygusu geliştirecektir. Bunlar üzerine inşa edeceğimiz he şey : emek ,çaba, beklenti daha anlamlı daha doğru olacak ve noktaya götürecektir her şekliyle…

Çocuklarımıza potansiyellerini kullabilecekleri fırsatlar sunmak,takip etmek,başarmanın hazzını yaşayabileceği ortam sunmak, desteklemek, ve güvenmek,

Çocuklarımızın geleceğini belirleyecek olan yalnızca bir sınav sonucu değil, bu süreçte onlara hissettirdiğimiz değer de göz ardı edilmemeli.Çünkü başarı; baskının, kıyaslamanın ve dış onayın değil, güvenin, sevginin ve sağlıklı bir öz değer duygusunun üzerinde yeşerir…

Özlem Özdemir (Sosyal Bilimci)